Yazı Detayı
15 Aralık 2020 - Salı 15:09 Bu yazı 360 kez okundu
 
Kendini Arayan İnsan
Önder Balyemez
 
 

Rollo May okuyan us yayınlarından tercümesi çıkan kitabına, ‘Kendini Arayan İnsan’ ismini vermişti. İlginç bir kitap, başlığı daha bir dikkat celbediyor konuyla ilgisi olanlara. Neden ve nerede kaybetti insan kendini, ne zaman ve niçin? Evet, belki bu soru ya da bu problemin doğrudan bir cevabı olmasa bile, bizi aradığımız yanıtın ipuçlarına yaklaştırıyor yayınevinin ismindeki ironi bir şekilde. Okyanus hayır hayır okuyan us, yani akleden akıl. Demek ki dikkat kesilirse kainat kitabına ve okursa gören gözlerle bir baş, bulabilir kendine bilinmezde bir yol ve hem bir arkadaş. Ama işletilmeyen bir us olur kaçınılmaz olarak onu taşıyan başa sonsuz bir okyanus. Nereye gidecek, hangi tarafta bir sahil ya da kurtuluş. Yoksa bir de elinde ya da yanında da bir kılavuz, kalır mı beklemekten başka beyhude bir gemi ya da suyun ortasında susuzluktan bir yok oluş. Peki kitabın ismine atfen bir sorsak nerede ve ne zaman bulacak kendini kaybeden insan aradığı o benliği. Var mı bir gören ya da duyan ondan bir ses ya da resim ve diyelim ki ararken rastlaşsalar arayan ve aranan birbirlerine, bilirler mi ya da anlarlar mı eski tanıdıklar olduklarını, yoksa el bile sallamadan bir merhaba da etmeden geçip giderler mi meçhule giden iki yolcu gibi. Aslında ve asıl soru da şu olmalı değil mi sizce de ; insan onu insan adlı bir varlık yapan şeyleri hiç tanıyıp bildi mi ? Evet, bir varlığı o kılan alametler vardır, insan tanıyor mu kendini o kılan değerleri? Sorunun cevabına evet diyenlere bir soralım o zaman, insan neden terk etti o şeyleri ve hem niçin sırtını dönüp kaçmakta hala onlardan. Bu yüzden ben şahsen kaybetmekten çok, daha tam bulup sahiplenemedi diye düşünüyorum, kendine bahşedilen o gizli hazineyi. İşte bundan için gelecekte görüyorum insanlığın selamet sahilini, geçmişe dair anlatılan tatlı masallarda değil.

Rahmetli Necip Fazıl, “Küfre yaklaştıkça imanım artıyor.” diyordu bir sözünde. Nasıl olabilir böyle bir şey, arttıkça karanlık nasıl daha bir yaklaşıyorsa aydınlık işte tam da öyle bir gerçeklik bu da. Günümüzde insana dair bilinmezlikler üzerine yapılan bilimsel çalışmalarda, epifiz bezi de hayli ilgi uyandırdı herkeste. İşte tam bu bağlamda, Hz İsa’dan da naklediliyor hikmetli biz söz: “Karanlığın en koyusunda oturanlar, aydınlığı görmeye (bulmaya) en yakın olanlardır.” diye. Peygamberler de toplumlarına hep böyle aşamalarda gelmemişler miydi, birer aydınlık bildirisiyle. Evet, insanlığın geçmişindeki tüm tecrübeleri değerli buluyorum bu yüzden. Her yaşanan karanlık artıracak diye düşünüyorum insanlığın aydınlığa dair özlem ve ümitlerini. Şimdiki insanlık da tecrübe edip, tadıyor ve yaşıyor haz ve hızın en üst perdesini, lakin kapanınca bu perde de kalacak insan tekrar o bir türlü arayıp ama hala bulamadığı şeyin gerisinde. Evet, tam da burada bulacak insanlık kendini kaçınılmaz bir seçimin de kapısında. Kur’an tabiriyle ya ahsen-i takvim veyahut esfel-i safilin! Ya kurtuluş sahili veya batacak onu bekleyen karanlık deryaların en dibine. Daha önce değindiğim bir konu bu, insan ortada bir varlık, ya yükselir Ademi erdemlere ya da düşer bir beşer mertebesine, belki yuvarlanır daha da aşağı bir esfel-i safilin çukuruna. Ancak burada şöyle bir tehlike durmakta insanlık tecrübesi önünde, aradığını bilmemek kadar nerede arayacağına dair bir bilgi ve fikrinin de olmaması onu yorgun ve bitkin kılabilir ve tam burada onu bekleyen bir ahtapotun kollarına kurtuluş eli diye sarılıp bir cehenneme de yuvarlanabilir. Evet, demek ki arayan Mevla’sını da bulabiliyor belasını da, öyleyse bulmak bilmekten geçiyor, bilmeliyiz ne aradığımız kadar ne isteyip ya da istemediğimizi. Tam da bu merhalede Yesevi İslam’ının Anadolu’daki işaret fenerlerinden Yunus’a ve onun insana dair uyarı ve çağrısına şöyle bir kulak verelim.

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Bu nice okumaktır!

Yunus Emre

Evet, burada gizli durmakta insanlığın hem derdi ama hem de dermanı; zira bu bir hikmet beyanı. Medeniyet ve modernliğin o yaman çelişkisi. Medeni insanla, modern adamın gönül ve beyin ilişkisi. Kendi içindeki ışıktan bihaber bir bilim veya ilim adamı, gönlü kalmış hep kapalı ve karanlık ama yakıyor dış âleme, baş gözlerine renkli ışıklar, fakat kaybettiriyor bakan o gözlere güneş ve ayın parlaklığını, o hiç sönmeyen ışıklar.

Ben bir şiirimde, yandı ışıklar cereyana çarpıldı insanlar ve kuşlar diyordum. İsmet Özel ise “Bir uzay soğukluğu parıltısı ve bir bilgisayar tıkırtısıyla anılıyorsun artık” diyor insan için. İnsan kendisinin ve sahip olduğu bilginin sıcaklığını kaybetti galiba; hekimler doktor, bilgeler ilim adamı şimdilerde ise bilim insanı olalı. Kelimelerin ve cümlelerin ruhlarını da o cereyan çarptı besbelli onları sıcak bir el ve kalemi değil de bir tıkırtı eşliğinde ekrana cereyanlı bir alet kaydedeli. Aynen doğup ve ölmelerin bir heyecanı kalmadığı gibi bir dokunuşla kaybolan yazıların da kalmadı varlık âleminde bir değeri. Hele dijital denen ve beyinlere dahi çip takılmasının, günlük konuşmalara konu olacak kadar (basit görüldüğü) sıradan algılandığı günümüz dünyasında, akıllara yüklenen ruhsuz bilgilerin bırakalım hikmet yeşertmesini, nice hayatları bir tıklamayla soldurduğu gerçeği kime, hangi gerçekliğin gerçekte bir işaret ve alameti. İşte tam da burada Dr. Alexis Carrel’i anmamız yerinde olur, 1950’lerde kaleme aldığı “ İnsan Denen Meçhul” isimli eserinde uyarıyordu ta o zamanlardan, bu zamanlarda zaten kimsenin kimseyi ne dinleyip ne de durduğu ve duyduğu bir dünyayı. Ancak ne tuhaf ve hem de yazık ki, kelam-ı kibar tabirlerinin artık bilinmediği, bir görüntü ve gürültü toplumunda aldırış eden yok bu çağrılara. Evet efendiler, lütfen bir durun, dinlemiyorsanız bari bir düşünün; Tanrı yaratmadı mı sizi toprak ve sudan ve hayatınız nasıl devam edecek ekmek ve su olmadan, niçin ve neden fıtratınız ve kendinizden bu çılgınca kaçış. Bir uzay ve uzaylı ya da uzayda olma hülya ve rüyası, neden düşürdü sizi, dünyalı olmanın aşağılık kompleks ve duygusuna, neden Mars’taki serap sizi daha fazla ilgilendirip heyecanlandırıyor, üçte ikisi şimdilik hala su olan bir Dünya’da? Hani bir zamanlar Paris’e gitmeyen ve görmeyenler sayılmazdı adamdan, ama düşeli fötrleriyle birlikte o adamlar üzerinde gezindikleri damlardan; şimdilerde kuyruğundalar, bir bilet almanın utangaçlığından kurtulmak için yaşanmaz kıldıkları bu dünyanın. Şayet insan, Tanrı’nın yarattığı biyolojik ve sosyokültürel bir varlıksa cin ve uzaylı bir pil ve teneke bileşeni değilse ve bu dünya gemisi de hepimizin ise lütfen beyler! Bize değilse de acıyın bari kendinize, dönün çok geç olmadan özünüze! Öz demişken, bitirelim istiyorum bu yazımızı merhum Ali Şeriati’nin “Öze Dönüş” kitabının tavsiyesiyle!

Önder Balyemez

 
Etiketler: Kendini, Arayan, İnsan,
Yorumlar
Basın İlan Kurumu
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Bizim Gazete
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Fenerbahçe
19
12
1
1
6
8
2
Trabzonspor
18
16
0
3
5
8
3
Beşiktaş
17
16
1
2
5
8
4
Hatayspor
16
16
2
1
5
8
5
Altay
15
15
3
0
5
8
6
Fatih Karagümrük
14
14
2
2
4
8
7
Galatasaray
14
13
2
2
4
8
8
Konyaspor
14
12
0
5
3
8
9
Alanyaspor
14
8
2
2
4
8
10
Adana Demirspor
12
14
2
3
3
8
11
Kayserispor
11
10
3
2
3
8
12
Gaziantep FK
11
10
3
2
3
8
13
Sivasspor
9
11
3
3
2
8
14
Antalyaspor
8
8
4
2
2
8
15
Başakşehir FK
6
8
6
0
2
8
16
Kasımpaşa
6
8
4
3
1
8
17
Yeni Malatyaspor
6
7
6
0
2
8
18
Göztepe
5
7
5
2
1
8
19
Giresunspor
5
3
5
2
1
8
20
Çaykur Rizespor
1
6
7
1
0
8
Özlü Sözler
İmana gel ki, elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki selamette kalasın.


Bediüzzaman Said Nursi
Bir Hadis
İslâm, güzel ahlâktır.


MEVLANA (R.A)
Arşiv
Haber Yazılımı