Yazı Detayı
22 Aralık 2020 - Salı 14:42 Bu yazı 367 kez okundu
 
ACININ TADI
Önder Balyemez
 
 

“Acı duymak ruhun fiyakasıdır.” der, İsmet Özel bir şiirinde. Sahi acı, acı duymak, acı vermek, acı hmek, nedir ki bütün bunlar, neden acı duyar bir insan ve neleri yaşar ya da neleri yaşatır bu durum ona. Evet, ama bizim yazımızın konusu olacak, bedene değil de vicdana ve ruha veren acılar! İyi de neden acı duyar ya da hisseder ki bir insan başka bir insan ve varlığa, kendi kanından veya canından da değilse. Hele, hele belki hiç görmediği, tanımadığı ve belki de hiç mi hiç karşılaşmayacağı bir can için neden üzer kendi tatlı canını. İşte tam burada çatallı bir yol ayrımı yaşıyor insan, tabii ki vicdan sahibi bir insan, kaldı mı demiyorsunuzdur umarım, bu acıma ve merhametin unutulduğu hatta yok sayıldığı bir dünyada, hala böyle insanlar da! Bizim konumuz vicdanı olanlar, ama dedik ya, çatallanıyor burada yollar, kandırırken kimileri o vicdanı bir şekilde ve fakat kanatıyor az da olsa bazıları vicdanlarını duymak ve yaşamak için o acı nasıl bir şeymiş diye.

Evet, acıyı sadece duymak ama onu yaşamına yaklaştırmamak niyetinde olanlar, kandırıyorlar bu şekilde vicdanlarını ve böylece dönüşmüş de oluyor bu hal bir tüketim vesilesine de. Acı yaşanmayınca onu hisseden tarafından, katmıyor ne o insana ne acıdıklarına ne de hayata çok bir şey.

Hayatınızda yeri olan şeyler bir anlam ve eylem katabilir hayat ve yaşama. Yoksa verdiğiniz bir sadaka, nasıl bir acı htirebilir konforundan hiçbir tavize talip olmayana. Belki onu daha bir mutlu kılabilir yaptığını büyük bir iş sanıp da ama bu olması gereken değil gerçeği bilip tanıyana.

Sezen Aksu da bir şarkısının dizelerinde, acının insana kattığı değeri bilirim küsemem, acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir, der ve ateşler bence bir tartışmanın da fitilini. Acıyı bu denli pozitif bir konuma belki birkaç filozof ya da mutasavvıf yerleştirmişti çok eskilerde. Ama günümüz haz toplumunda çok takdire şayan bir meydan okuma olsa gerek bu, körüklü yüreklere.

Tolstoy ise: “Acı duyuyorsan bir canlısın, ama bir başkasının acısını duyuyorsan insansın.” der.

Ben bu bilgenin sözünü bir adım daha ileri taşıyıp ve diyorum ki; neden ya da niçin acı duyduğunun farkına vardıysan acın anlam kazanmış demektir. Yani sen bir farkındalık yakalarsın. Ama bu farkındalığı hayatına taşır ve yaşarsan fark edilirsin. Ve sen fark edildiğinde seninle de fark edilmiş olur, bir ağaç gibi hayata açmış da olur narin tomurcuk ve çiçekler misali, nice güzellik ve iyilikler de.

Tam burada belki çok deformasyona uğramış da olsa, tüm toplumlarda da benzer tanıma ve yansımaları olan İslami (dini) bir olgudan bahsetmek yerinde olur sanıyorum. Ölüm acıdır, acı verir ölene ve geride kalanlara da. Ancak bir şehid ölürken sıradan bir ölümü yaşamış olmuyor zira o ölümü, kendi seçiyor, neden ve ne uğruna öleceği gerçeğini biliyor önceden. Ve işte onun için şehid olan ölen değil, dirilteni oluyor, uğruna kendini feda ettiği hayatın kıymet ve gerçeklerinin. Ölüm hayata şahit oluyor dirilterek.

İşte bu nokta modern insanın hiç mi hiç anlayamayacağı bir aşama, belki bir Nirvana, acının mutluluğa dönüştüğü eşik, açılacaksa şayet bir eşik, bu olmalı işte, aslında acı duymak neymiş.

Evet, tüm toplumsal yaşam biçimlerinde hep olmuş ve olmakta da olan bir gerçeklik acı, yokluk ve yoksunluğun terbiye eden bir tarafının da olması. Yokluk ve yoksunlukta acı verir elbette ki bunu yaşayanlara, annesiz bir çocuk olmak, ya da babasız bir evde ekmek bulamamak veya susuz bir Afrika köyünde kadın olmak, yok olması bir şeylerin değerli de kılıyor ve öğretiyor da bunları yaşamayanların asla bilemeyecekleri nice hayat gerçeklerini ve dikenli teller çekilmiş yaşam engellerini. Sizin ayağınıza hiç diken battı mı, eminim gördünüz renkli ekranlardan, reklam ara ve arkalarında birilerini. Elbette htiniz bir şeyler içinizde, o kadar da duyarsız değilsiniz ya. Ama o dikenler hep ve hala batmaktalar sizin hüznünü saniyeler sonra unuttuğunuz o ayaklara.

Eskiden bir dilim ekmek, bir bardak şerbet ya da bayramlarda birkaç akide şekerine sevinen çocuklar nereye gittiler, günümüzde neyle sevineceklerini dahi şaşırmış şimdikiler nereden geldiler ki dersiniz ya da nereye gittiklerini biliyorlar mı ve sahip olmaktan bıkıp usandıklarının öbür taraflara neden gitmediklerini! Ya onların ebeveynleri, hangi vicdani muhasebeleri niçin yapıp aslında neden yapamadıklarının ne kadar farkındalar. Acı duymaktalar elbet ama yaşanmayan ve bedelsiz acılar. Başkasının acısını duymayı yadsımıyorum elbet, ancak acıyı biraz da olsa çeken taraf olmak veya buna hazır olmak, insana değer katıp onu olgunlaştıracak olan elbette işin bu yönü olsa gerek. Çok uzağa gitmeye gerek yok Afrika ya da Afganistan’a, isterseniz birkaç örnek verelim kapı komşularımızdan. Bir kış günü çocuklarıyla birlikte kirasını ödeyemedi diye zavallı bir aileyi sokağa atan vicdansız bir ev sahibinden de değil bahis.

Örneğin ben ya da sen hangi ince hesaplar peşindeyiz, arabamızı bir üst modelle değiştirme heyecanında mı yoksa daha lüks bir daireye taşınma planları mı yapmaktayız ve bunları bankamıza kredilendirme endişeleriyle uykularımız mı kaçmakta ve iştahımız da.

Ancak haberiniz var mı bilmem ve hatta umurunuzda mı alt ya da üst veya yan komşunun yetim çocuklarının ekmek ve yemek bulamayıp yatağa aç ve susuz gitmeleri. Evet, onlarda uyuyamıyor belki fakat nedenler epey farklı. Victor Hugo’nun şöyle bir sözü var: “Fakirlerini düşünmeyip de onlara el açtıran topluluğun vay haline!” Bizde de çok böyle laflar diyenlere diyoruz ki, lafla yürümüyor peynir gemileri ve doymuyor kimse dinlemekle asr-ı saadetten din hikâyeleri.

Evet, dönersek tekrar başa insan olmakta olmaksa bir vicdan sahibi, bilmeliyiz hayatın tat ve mutluluğunun kabarık cüzdanlarla değil yaralı ve hüzünlü vicdanlarla olacağını. Yaralı bir kuş ve annesi vurulmuş yavru bir ceylan görmek gerekmiyor, gönülden göze iki damla yaş süzülmesi için. Ve hepimiz bilmekteyiz aslında hayatı değiştirmenin sen ve benim, yani bizim tercihlerimizle olacağını. Bizlere gerekli olan kardeş katili Kabil nedameti değil, Habil’in, hayat nefes alsın diye seçtiği onurlu duruştur. Kerbela’da bir Hüseyin olabilmek ya da Zeynep. Hayat ve izzet yaşasın diye gerekirse ölmek. Olmamak için bir zalim hep mazlum kalabilmek ve biçarelerin çaresizliğine bir dilim ekmek, bir yudum su veya kanayan yarasına merhem olmak ve dindirmek sadece onların değil kendi içimizdeki acı ve fırtınaları da!

Önder Balyemez

 
Etiketler: ACININ, TADI,
Yorumlar
Basın İlan Kurumu
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Bizim Gazete
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Fenerbahçe
19
12
1
1
6
8
2
Trabzonspor
18
16
0
3
5
8
3
Beşiktaş
17
16
1
2
5
8
4
Hatayspor
16
16
2
1
5
8
5
Altay
15
15
3
0
5
8
6
Fatih Karagümrük
14
14
2
2
4
8
7
Galatasaray
14
13
2
2
4
8
8
Konyaspor
14
12
0
5
3
8
9
Alanyaspor
14
8
2
2
4
8
10
Adana Demirspor
12
14
2
3
3
8
11
Kayserispor
11
10
3
2
3
8
12
Gaziantep FK
11
10
3
2
3
8
13
Sivasspor
9
11
3
3
2
8
14
Antalyaspor
8
8
4
2
2
8
15
Başakşehir FK
6
8
6
0
2
8
16
Kasımpaşa
6
8
4
3
1
8
17
Yeni Malatyaspor
6
7
6
0
2
8
18
Göztepe
5
7
5
2
1
8
19
Giresunspor
5
3
5
2
1
8
20
Çaykur Rizespor
1
6
7
1
0
8
Özlü Sözler
Zengin, çok mala sahip olana denmez, zengin kalbi olana denir.


Hz. Muhammed
Bir Hadis
Allah Rasûlü; “Din nasihattır, samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.


SADİ
Arşiv
Haber Yazılımı