Yazı Detayı
07 Aralık 2021 - Salı 13:20 Bu yazı 2335 kez okundu
 
ANİMİZM, TOTEMCİLİK VE BİLENLER DUASINI BİLMEYENLER DUA NİYETİNE FATİHA'YI OKUSUN!
Önder Balyemez
 
 

İnsan sosyal bir varlıktır diye tanımlanır genellikle. Elbette ki bu insanın çok yönlü, farklı duygu, düşünce, ilgi, ümit, korku vb. yönleri de olduğu gerçeğine bir sınırlama getirmez. Daha önceki yazılarımızda insanın üç aşamasından bahsetmiştik.

Beşer: İnsan altı, hayvan üstü varlık

İnsan: Beşer üstü, âdem altı dönem

Âdem: İnsanüstü, ahsen-i takvim yolcusu (dönem) evre,

Biz konumuz gereği insan denen varlığın özellikle beşer dönemini irdeleyip, şu ana kadar, o döneme ait izleri geriye doğru takip ederek, hala varlığını sürdüren kült ve inanç kalıntılarını açığa çıkarmaya çalışacağız.

Her canlı varlığını sürdürmek için iki temel şeye zorunlu ihtiyaç duyar, beslenme (gıda) ve güvenlik (emniyet). Beslenme konusu herkesçe malum, ancak güvenlik yani korkudan (ölmek, öldürülmek) emin olmak için ilkel dönemlerde imkânlar epey sınırlı idi. Fiziki sığınaklar biraz korunaklık sağlasa da, karanlık ve bundan kaynaklı duyguların tamamen giderilmesi mümkün değildi ve bu durumu yaşanabilecek asgari seviyeye indirmek için, belli belirsiz metafizik güçlere sığınmak gerekiyordu. İşte tam bu evre ve psikolojik ortamdan beşer dediğimiz varlıklar yani bizlerin ilkel ataları ilk inanç sistemlerini iptidai bir biçimde de olsa oluşturuyor ve buna bağlı kimi ritüeller de geliştiriyorlardı.

Teolojik (dini) açıdan bu evre âdem öncesi bir dönem olduğundan, ilahi menşeli bir öğreti henüz yoktu ve her şey beşer tasavvuruyla şekilleniyordu.

Bu konuda semavi kaynaklı din mensuplarının tepkilerine maruz kalmamak için, Kur’an'dan bizim yaklaşımlarımıza kaynaklık teşkil eden birkaç ayet aktardıktan sonra, meseleyi izaha devam edeceğiz.

“Gerçek şu ki, insanın yaratılış tarihinde onun henüz anılan bir şey olmadığı bir dönem gelip geçmiştir.” (İnsân Suresi / 1)

Bu ayetten yaratılışın bir anda olup biten bir olgu değil, bir evrim (tekâmül) ve uzun bir süreç olduğunu anlıyoruz.

“Allah, birbirinden gelme nesiller olarak Âdem’i, Nûh’u, İbrâhim ailesini ve İmrân ailesini seçip âlemlere (bütün yaratılmışlara) üstün kıldı. Allah hakkıyla işitmekte ve bilmektedir.” (Âl-i İmrân Suresi / 33-34”

Âdem’i seçtik denmesinden, o anda birden fazla seçenek olduğunu yani beşerlikten insanlığa tekâmül etmiş farklı insan gruplarını öngörebiliyoruz.

“Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife kılacağım” demişti. Onlar, “Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi kılacaksın?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu.” (Bakara / 20)

Bu ayette Allah artık insanların tekâmül seviyelerinin ilahi bir muhataplık olgunluğuna ulaştığını ama bundan önce buna henüz müsait olmadıklarını ayetin içerik ve seyrinden anlayabiliyoruz.

Meleklerin bir itirazı var bu varlıkla alakalı, onların kan dökücü ve ifsad edici olduklarına dair. Bunu gelecek anlamında bilmeleri mümkün olamayacağından, o evreye değin edindikleri tecrübeler (gördükleri) onlarda bu tepkiselliğe neden olmuştur diye varsaymak daha gerçekçi duruyor, zira hayatta kalmak için öldürmek, kan akıtmak o hayatın doğal sanılan bir realitesiydi. Ama Âdem ile bir ilahi öğretiye muhatap oldu insan ve hayata kurallar ve yasalar şekil vermeye başladı.

“Ve Âdem’e bütün isimleri (varlığın hikmet ve hakikatlerini) öğretti. Sonra bunları meleklere gösterip “Sözünüzde doğru iseniz şunların isimlerini bana söyleyin” dedi.

“Seni tenzih ederiz! Bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. En kâmil ilim ve hikmet sahibi şüphesiz sensin” cevabını verdiler.

“Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir” dedi. Onlara bunların isimlerini bildirince de “Size ben göklerin ve yerin gizlisini kesinlikle bilirim; yine sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilirim demedim mi!” buyurdu. (Bakara / 31, 32 ve 33)

 İnsanın geçmişiyle alakalı bilimsel veriler (antropoloji) her geçen gün yeni bilgi ve kanıtlar koymakta ortaya.

İlahi kaynaklı metinler tarihsel olarak on bin yıl geriye ancak gidebilmektedir Hz. Âdem’e ulaşmak için, oysaki insanlığın, beşer tarihi ta üç yüz bin yıl gerisine gitmekte eldeki verilere göre. İlk canlıların görülmesi ise en az üç yüz milyon yıl öncesine dayanmaktadır. Kur’an Nisa Suresi 1. ayette biz sizi tek bir nefisten yarattık ondan da eşini var ettik demekte, bu bilimsel bir gerçeklik olarak tek hücreli ve daha sonra çift hücreli dönem olarak kabul edilmek yerine, Yahudi ve Hristiyan (tahrif olmuş) kitaplarındaki, Hz. Âdem ve onun kaburga kemiğinden de eşi Havva'nın yaratılması olarak kabul görmüştür ve maalesef hala da bu yanlışta ısrar edilmektedir.

Bir pazıl tüm parçalarıyla tamam olur ve anlam bulur. Bütün öğretilerde böyledir, Allah Kur’an’da ben sizi topraktan yarattım derken su gerçeğini görmeyin demiyor, Enbiya 30'da da biz her şeyi sudan yarattık diyor. Müminun 12'de ise bir süzme balçıktan yarattık deniliyor. Bütün bu bizi var eden maddeler 4.5 milyar yıl önce oluşmaya başlayan dünyamızda kaynayan lav kütlelerinden başka bir şey değildi, şimdi gidip kan tahlili yaptırıyorsun, demir, çinko, magnezyum ve diğerleri senin (kanında) vücudunda dolaşıyor, bu şu kadar deniliyor, gidip vitamin takviyesi alıyorsun ama yaratılış konu olunca toprak da toprak, yani Allah, insanların topraktan (kerpiç) çanak çömlek yaptığı gibi mi yarattı diyorsunuz Âdem’i? İnsanı yani demek istedim, zira âdem ve ademiyet Tanrısal bir lütuf ve rütbedir aslında. Bakara 30'da Âdem için, biz onu halife kıldık (ceale) deniyor. Yarattık (halaka) denmiyor, çünkü Âdem zaten varlık olarak (tekâmül etmiş insan) var ve hazır. Biz ona bütün isimleri öğretince (varlığın hakikatlerini) ayeti bu gerçekliği ayan ve beyan izhar etmektedir. Neyse, bu konuda şimdilik bu kadarla yetinelim ve başlığımız olan asıl meseleye devam edelim.

Evet, konuya devam da yine Kur’an’ a bir geçiş sağlamak adına Felak Suresi'nin mealini aktaralım ve karanlık kavramı üzerinden insan psikolojisine yansımalarını irdeleyelim.

“De ki: “Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfleyenlerin şerrinden, haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” (Felak Suresi)

İlkel yaşam biçiminde barınaklar ya mağaralar, ya da doğal oluşumlar veya ağaç kovduğu veya dallarıydı. Bu fiziki bir tedbirdi, lakin insanın ruhu karanlığın güvensizliği ile hep irkilip tedirgin kalıyordu. İşte bunun için doğaüstü güçlere sığınarak bir koruma (rahatlama) sağlamalıydı. Bu genellikle gök cisimleriydi ama onlar çok uzaktaydılar ve yerdeki etki alanları sınırlıydı. Bundan için onların güçlerini yerde bir şeyler temsil etmeliydi. Ve diğer bir sorunsal da ölenlerin ruhlarının ne olduğuydu. Bir ruhlar âlemi inancı henüz olmadığından, çıkan ruhların yaşayanların dünyasında varlıklarını sürdürmekte olduğu inancı yaygınlaştı ve onları en azından gazabına uğramamak için ve belki desteklerini almak için ruhları kutsama ayinleri yapılmaya başlandı. Öyle ki doğaüstü varsayılan ve inanılan metafizik güçler totemlerle cismanileştirilip ve onlar için sunaklar yapılarak insan (çocuk) kurban etmek de dâhil binbir türlü sunaklar sunulmakta ve kurbanlar ve kanlar akıtılmaktaydı. İslam’da Hz. İbrahim’e atfedilen oğlu İsmail'i kurban meselesi bu batıl inanç ve uygulamanın ıslahından başka bir şey değildi aslında.

Allah, Kur’an’da sizin kurbanlarınızın ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşmaz, sizden ona ulaşan ancak takvanızdır diye buyurarak, ilkel tapınmanın tam aksi olarak maddeyi (kan) sunumunu geri çevirmektedir. Ancak ve ne yazık ki bu batıl inançların halk arasındaki varlığı ve gücü hala etkin bir şekilde hissedilmektedir. Mezarlıklardan korku, ruh çağırmalar, uğursuz görülüp bilinen varlık ve mekânlar, lilit ve al karıları vs. gibi insanüstü varsayılan güçler bu modern denilen ve ilahi inanç sistemlerinin bile etkilerini kaybettikleri bu ışık çağında hala etki ve varlıklarını devam ettirmekteler. Ve bunun duygusu insan ruh ve psikolojisini esir dahi alabilmektedir. Bu güç ve etkinin farkında olan ve üst akıl da denilen, dünya üzerinde etkin olan belirleyici ve yönetici güçler, (küresel aktörler-mavi kanlılar) bu tür hurafeleri yazdıkları kitaplar ve bu kurguları aktardıkları bilim ve görsellerle, modern yapıtlar olarak insanlığa geçmiş veya gelecek olarak okutup izleterek, realiteden uzak tutma ve sanal olanı gerçek diye sunma hedeflerine alet edip ve hem hizmet ettirmekteler. Örneğin : Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter, Matrix vb. Bu günlerde Siborg'lar, Metaverse'ler ve Block Chain'ler vs. Bir de uzaylılar (Anunnakiler ve ufolar) ve dünyayı tehdit etmeleri var işin içinde.

Bütün bunlar aynen korku kaynaklı esir alınan ilkel ruhlar gibi, esir almakta modern insanın duygu ve düşüncelerini ve etkilemekte (sınırlandırmakta) günlük yaşamlarını. Psikolojik bozukluk ve rahatsızlıkların ulaştığı boyut artık cevap verilemez bir hal almış durumda. İlaçlar ve seanslar, tütsü ve muskaları artık gölgede bırakmış gibi.

Evet, şayet insan mutlu ve huzurlu değilse, ne fark eder yapılan tanımda onun ilkel veya modern olması.

İşte ilahi menşeli dinler aslında insanı özgür kılmak ve hem dünyevi ve hem ahiret esenliği sağlamak için bildirildiler insanlara, kutlu nebiler (elçiler) aracılığıyla.

La ilahe illa Allah de ve her türlü korku ve endişeden emin ol deniyor. Şayet tek olan Allah'ı yegâne İlah bilmezsen, o takdirde çok ilah girer devreye ve sen onları razı etmek adına hep esir kalır ve korkularla yaşar ve ölürsün.

Ölüm sonrasıyla ilgili korku ve beklentiler ise ayrı bir bahis. Ancak ve ne var ki ilahi kaynaklı din ve öğretiler de bir türlü tam bir başarı sağlayamadılar, insanları sevk ve idare etmekte. Hadi bırakalım modern hurafeleri, ilkel olanlar dahi varlığını sürdürmekte mutasyona uğrayan virüsler misali.

Mesela yazımıza konu ettiğimiz ata kült ve ruhları onlardan biri. Atasını, babasını ruhlarıyla yaşarken dikkate almayan ve değerini bilmeyenler, nedense onlar öldüklerinde kaybolan ruhlarının peşine düşmekte ve bazen onlara bir şeyler göndermeye çalışırken kimi zamansa onlardan yardım ve medet ummakta ve istemekteler.

Türbeler ve ya tırlar, ziyaret yerleri ve tekin olmayan mekânlar, baykuşlar ve harabeler, kara kediler ve keçiler vs. erenler, ermişler ve onların ruhlarıyla yolculuklar vb

Peki, Kur’an ne diyor bu işe Ahkaf 5. ayeti okuyunca diyeceksiniz mutlaka hele sen bak şu işe!

“Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendilerine bir cevap veremeyecek olanlara yalvarıp ve yakaranlardan daha sapkın (şaşkın) kim olabilir?” (Ahkaf / 5)

Nereden mi geliyor bu ata ruhları meselesi, çok eskilere dayanıyor Şamanizm’e ve Budizm’e.

Ve bu işin ilkel halini aratmayan görüntülere şahit de olmaktayız, kendilerini hep ilerici sanan seküler uygulamalar adı altındaki günümüz toplumlarında.

Anılan ve tazim edilen bir ölmüşün ruhu ise ne fark eder ona tazimde bulunanların ve belki de tapınanların kim oldukları ve ne zaman yaşadıkları, ha milattan önce ha da sonra!

Ve bir de o ölmüşten yollarına ışık bekleyenler ne tür bir karanlığın içinde olduklarını acep ne zaman fark edecekler! Allah'ın dininde dahi zorlama yokken (Bakara 256) insanları kamu görevlisi de olsalar, belli belirsiz şeylere zorlayanlar, vatandaşlarını kırbaçla namaza götüren suudlardan, kendi vehimleri dışında neyi daha farklı ve daha insancıl yapmış oluyorlar acaba?

Bu işi de boş ve hoş geçmemiş Kur’an - Bakara 170. Ayet ile.

“Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, atalarımızdan gördüğümüze uyarız” dediler. Ya atalarının aklı bir şeye ermemiş, doğru yolu bulamamışlarsa!” (Bakara / 170)

Sahi dogmalar, totemler, tapınılan taşlar ve ağaçlar vb. ilkel, gelişmemiş toplumlara özgü olup modernler onları geride bırakmamış mıydı?

Ve en son geldik şu en garip olan meseleye, bizim zavallı Fatih’in, hayır yanlış oldu Fatiha’nın başına gelenlere!

Dün Kam’lar ve şamanlar, bugün dedeler ve hocalar, hep birileri buyurdu neyin nasıl olup ya da olamayacağını zavallı titrek ruhlara.

Maun Suresi’ni okuyup yetim ve miskinlere kör ve sağır kesilenler, Allah olmayana da versin edalarıyla vicdan polemiği yapanlar, nedense hep bedava Allah rızası taliplileri. Bir hayır işlese de sevabını atana anana gönder, vazifeni sana hatırlatan ayetleri okuyarak ve gereğini yapmayarak rıza değil gazaba uğrarsın ancak.

Öbür taraftan Kur’an hayata ve dirilere geldiğini kendi beyan ederken (Yasin 69,70), sen onu ölüler kitabı yaparak nasıl bir vebalin altına girdiğinin farkına ne zaman varacaksınız.

Merhum Mehmet Akif’i de mi duymadın.

Ya açar bakarız nazmı celilin yaprağına

Ya üfler geçeriz bir ölünün toprağına

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne mezarlıkta okunmak için ne de fal bakmak için

Evet, hoca arkadaş onca dua varken ve ölüye rahmeti aslında her dilde dilemek mümkün iken, hayata ve hayat bulmaya, insanları hidayet ve doğru yola çağıran Kur’an’ın açış suresini sen nasıl ölüye ve ölmüşe dua niyetine okutuyorsun, senin de mi kalmadı Allah’tan bir endişe ve korkun?

“Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah’a mahsustur.

(Allah’ım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.

Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.” (Fatiha Suresi)

Unutma ki hesap günü, Kur’an’ı garip ve mahzun bırakan herkesi, 23 yıl onu hayata hâkim kılma mücadelesi veren kutlu nebi evet, Allah’a şikâyet edecek bilmem o zaman acaba kim ne diyebilecek?

(Hesap günü) Hz. Peygamber (a.s), “Rabb’im, benim milletim (ümmetim) bu Kur’an’ı garip (kimsesiz) bıraktılar.” (Furkan Suresi / 30)

Sözün en doğrusunu ve en güzelini ancak âlemlerin Rabb’i olan Allah ve O’nun kutlu elçileri söyler.

 
Etiketler: ANİMİZM,, TOTEMCİLİK, VE, BİLENLER, DUASINI, BİLMEYENLER, DUA, NİYETİNE, FATİHA'YI, OKUSUN!,
Yorumlar
Basın İlan Kurumu
Ulusal Gazeteler
Bizim Gazete
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Puan Durumu
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Trabzonspor
54
41
1
6
16
23
2
Konyaspor
45
34
3
6
13
22
3
Alanyaspor
38
41
7
5
11
23
4
Fenerbahçe
37
36
6
7
10
23
5
Adana Demirspor
37
35
6
7
10
23
6
Beşiktaş
36
35
7
6
10
23
7
Hatayspor
36
32
9
3
11
23
8
Başakşehir FK
34
31
8
4
10
22
9
Gaziantep FK
32
27
8
5
9
22
10
Kayserispor
31
31
8
7
8
23
11
Sivasspor
31
30
6
10
7
23
12
Fatih Karagümrük
30
29
9
6
8
23
13
Kasımpaşa
27
30
10
6
7
23
14
Göztepe
27
28
10
6
7
23
15
Galatasaray
27
28
10
6
7
23
16
Giresunspor
26
22
11
5
7
23
17
Antalyaspor
24
23
11
6
6
23
18
Çaykur Rizespor
22
21
13
4
6
23
19
Altay
18
24
15
3
5
23
20
Yeni Malatyaspor
16
18
14
4
4
22
Özlü Sözler
Savaş eri, Allah için nefsi ile savaşandır.


Hz. Muhammed
Bir Hadis
İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.


Arşiv
Haber Yazılımı